Camagüey ve Santiago de Cuba Günlükleri

Turistik rotanın dışına çıkarak Küba’nın üçüncü büyük şehri Camagüey’e geliyoruz. Şehir büyük olunca otobüs terminalinden merkeze otobüse binmek zorunda kalıyoruz. Nereye gideceğimiz hakkında bir fikrimiz yok, sora sora merkeze giden bir otobüs buluyoruz.

DSCN2729

Küba’da otobüslerde para üstü almak diye bir şey yok, bozuk paramız da kalmadığından, elimizdeki en küçük parayı bulmaya çalışırken, arkadan uzatıyor güler yüzlü bir Küba’lı, ikimiz için gerekli olan otobüs parasını. Yok olmaz, gerek yok desek de, tutuşturuyor elimize parayı genç kadın. Minnetle teşekkür ediyoruz. Minnetimizin nedeni verdiği para değil, güzel insanların hayatı ne kadar güzelleştirebildiğini; küçük şeylerle mutlu olmak ve mutlu edebilmenin hazzını hatırlattığı için.

Sonunda turistik merkeze varıp yüzümüzde gülümseme ile çalıyoruz gördüğümüz ilk casa particular’ın kapısını. Hiç ingilizce bilmeyen ev sahibimizle geceliği 10CUC’a anlaşıyoruz ve Küba’da kaldığımız en sade, en güzel, en temiz odaya yerleşiyoruz. Gezmek, görmek istediğimiz çok özel bir yer yok. Evin çevresinde yani tarihi meydanda dolaşmaktan başka amacımız da yok, tek gece kalıp Santiago de Cuba’ya devam edeceğiz. Böyle beklentisiz olduğumuzdan mıdır bilinmez Santiago de Cuba yolunda bir durak olarak uğradığımız şehri çok seviyoruz.

DSCN2705

Tarihi merkezdeki parklarını, trafiğe kapalı caddesi Maceo’yu, katedrali, sanat galerilerinin yer aldığı San Juan de Dios meydanını dolaşıyoruz. Gördüğümüz en büyük kapalı alan dondurmacısında 3 topu 60 kuruşa dondurma yiyor, Küba geleneği rom-kolamızı meydanlarda yudumluyor, onlarca Küba’lıyla birlikte pizzacı kuyruğu bekliyor, taze sıkılmış tropik meyve sularımızı içiyoruz.

DSCN2703

Bir aidiyet duygusu kaplıyor bizi Camagüey’de. 1 gece 2 gün geçirdiğimiz şehirde çok hızlı bir sosyal çevre ediniyoruz. Dolaşırken selam verdiklerimiz aidiyetimizi arttırıyor şehre: Spor hocası Leo, ingilizce öğretmeni Marco, Ignacio Agremonte parkı müdavimlerinden olan hiç ingilizce bilmemelerine rağmen uzun uzun sohbet ettiğimiz iki amca..

DSCN2693

Keyfimiz yerinde ancak yolcu yolunda gerek diyerek ikinci gün gece yarısında kalkan otobüsümüzle ayrılıyoruz şehirden. Daha güneye, devrimin ilk kıvılcımının atıldığı Küba’nın ikinci büyük şehri Santiago de Cuba’ya doğru.

DSCN2879

Sıcak olur diye uyarıldığımız Santiago de Cuba olanca sıcaklığı ile karşılıyor bizi. Sabahın 8’inde hissediliyordu günün ne kadar sıcak geçeceği. Otogarda yanımıza gelen casa particular kiralayan Kübalılardan biri ile yine 10CUC’a anlaşıp peşine düşüyoruz yeni evimize doğru. Her köşesi pembe-kırmızı yapma çiçeklerle bezenmiş, kırmızı saten perde ve kırmızı saten yatak örtüleri ile kaplı odamıza yerleşiyoruz. Bu kadar kırmızı ile pembenin yanyana kullanılması yasaklanmalı nereye bakacağını şaşırıyor insan 🙂

DSCN2815

7 saatlik gece yolculuğunun yorgunluğunu atıp sokaklara atıyoruz kendimizi ancak öğle sıcağı aynı hızda geri püskürtüyor bizi. Bu ne sıcak! Öğleden sonra yeniden çıkarak karışıyoruz Santiago de Cuba kalabalığına.

DSCN2841

Geldiğimiz düz şehirlerden sonra inişli yokuşlu, kalabalık, tozlu, dumanlı bu çok sıcak şehri pek sevmiyoruz başlangıçta. Cespedes meydanını, halkın banklarını hiç boş bırakmadığı Dolores meydanını, özellikle çocuklu ailelerin tercih ettiği Plaza de Marte meydanını dolaşıyoruz.

DSCN2863

Devrimin başlangıcı sayılan, Fidel Castro ve arkadaşlarının 26 Temmuz baskınını yaptığı Moncado kışlasını, Abel Santamaria parkında yer alan anıtı, devrim meydanı karşısındaki Jose Marti’nin atlı anıtı ziyaret ediyoruz. Buralara kadar gelmişken efsanevi halk kahramanı Jose Marti’nin de mezarının yer aldığı Santa Ifıgenia mezarlığına gidiyoruz.

DSCN2883

Şehirde en hoşumuza giden, Cespedes meydanı yakınında tesadüfen bulduğumuz satranç evi oluyor.

DSCN2837

Küba’da her yerde bir sıra görmek mümkün: Yumurta sırası, pizza sırası sırası, karneyle dağıtılan kırmızı et sırası, ancak gördüğümüz en kalabalık sıra dondurmacı sırasıydı. Dondurma keyfi bir tüketim değil en önemli besin gibi Küba’da. Her şehirde, sabah akşam demeden önlerinde metrelerce kuyruk olan onlarca dondurmacı görmüştük ancak Santiago de Cuba’da geniş bir parkın tamamının dondurmacılara ayrılmasına yine de şaşırdık.  Kapısındaki kuyruk 70’ler Türkiye’sinin yağ, tüp kuyruğu gibi. Kap kacağını alıp gelenler ayrı bir köşede sıraya girmiş. Sırası gelen dondurmasını, getirdiği kaba koyup gidiyor. Her yere, her şeye, her saat koşturmaya alışmış bizlere ne büyük bir sabır örneğidir, dondurma için önündeki onlarca kişinin gitmesini, yakıcı güneşin altında bekleyen Küba’lının sakinliği. İki gün şehri gezip ikinci gece ayrılmak için tüm hazırlıklarımızı yapmıştık. Hatta sabahtan otobüs durağına gidip akşamki otobüs için adımızı bile yazdırmıştık. ( Hemen hemen her şehirde bilet için isim yazdırmak yeterli, bileti otobüse binmeden önce kestirebiliyorsunuz )

DSCN2892

Otobüs saatini beklerken, vaktimizi yerel bir Küba kahvecisinde geçirmeye karar verdik. Biz Küba kahvelerimizi içerken, yan masada oturan genç bir Küba’lı ile sohbete başladık. Adı Stalyn konmuş, komünizm’de doğmuş, büyümüş birinden komünizm’i dinliyoruz. Hayallerini anlatıyor bize, kapitalizmin uzaktan nasıl göründüğünü izliyoruz onun gözünden. Herkesin aynı hastanelere gidip, aynı koşullarda hizmet alamadığını anlattığımızda, parası olmadığı için okula gidemeye çocuklardan bahsettiğimizde gözlerindeki anlamlandıramayan ifadeyi izliyoruz. Bizlerin de, onun hayallerindeki gibi özgür olmadığımızı anlatmaya çalışıyoruz ona. Uzun uzun konuşuyoruz.

Küba’lıların turistlere yaklaşımını, yardım ederken bile bir beklentiye girme hallerini hem başka bloglarda okumuş hem de ülkede geçirdiğimiz 2 haftada benzer şeyler gözlemlemiştik. Ancak çok yoksul hayat sürmelerine rağmen, kendilerine ait olmayana tenezzül etmeyen, kimseden faydalanmaya çalışmadan elinde ne varsa bölüp paylaşan güzel insanlarla tanışınca onlarında bu turist avcılarından ne kadar rahatsız olup, utandıklarını anlıyoruz. Bu grup turistlerle konuşmaya çekiniyor, onları da diğerleri ile karıştırırız diye. Stalyn anlatıyor ne kadar rahatsız olduğunu bu tarz insanlardan. Sohbetimiz o kadar koyulaşıyor ki, kalkıp gitmek gelmiyor içimizden. Stalyn,  Tivoli mahallesinde bugün festival başladı, akşam  sokaklarda müzikler, eğlenceler oluyor deyince bahanemiz de oldu, hadi bir gece daha kalalım dedik.

DSCN2944

Gündüz Tivoli bölgesini gezmiştik. Açılan standlarda satılan şeylerin yanı sıra sadece sergilenen onlarca obje gördük. Şehrin kuruluşunun 500. yıldönümü ve yaklaşan 1 Mayıs kutlama afişleri, devrimcilerin fotoğrafları ile etraf tam bir şenlik alanıydı.

DSCN2902

Sergilenen şeyleri çok anlamlandıramamıştık araba lastiğinden mikroskoba, ilaçlardan, motor parçalarına kadar bir çok kullanılmış araç gereç renkli masalarda sergileniyordu. Kağıttan yapılan maketler çok çeşitliydi, Küba’yı tanımlayan hemen hemen her şeyin maketini yapmışlardı. Pizzacı, dondurmacı, su dağıtan tanker, yumurta ve bisiklet gibi Küba’lıların günlük hayatlarının önemli öğeleri sergileniyordu. Akşam Stalyn ve arkadaşları ile Tivoli’ye yeniden gittik. Gündüz gezdiğimiz alandaki standlar kaldırılmıştı, ancak kalabalık artmıştı gündüze göre. Sokak aralarında kalabalık gruplar halinde mojito içerek dans eden Küba’lıların arasına karıştık.

DSCN2980

Dar sokaklardan konser alanına inerek, keyifli müzikleri ile insanları coşturan grubu dinlemeye başladık. Bize salsa öğretmeye çalışan arkadaşlarımızın çabalarını boşa çıkarmayan Banu, tüm gece hiç azalmayan enerjisi ile göz doldurdu 🙂

DSCN2908

Başlangıçta turist bakış açısı ile pek sevmediğimiz Santiago de Cuba’da gerçek Küba’yı daha yakından görme fırsatı yakalıyoruz. 2 cup’a puro alıyor, 1 cup’a kağıttan külahlarda satılan çok lezzetli fıstıklardan yiyor, 15 cup’a mojito içiyoruz.

DSCN2956

Küba’lı arkadaşlar edinip onların gözünden Küba’yı izliyoruz. Sorunlarına, hayallerine ortak oluyoruz, yasak olmasına rağmen gerçek bir Küba’lı evinde kalma fırsatı yakalıyoruz. Turistler için yapay olarak süslenmemiş odalarına konuk oluyor, sadelikten gelen güzelliği hissediyoruz iliklerimize kadar. Santiago de Cuba’da müzeleri, sarayları gezmiyoruz belki ama en güzel gün batımı manzarasını Stalyn’in kendi elleri ile yaptığı evinin terasında izleme şansı yakalıyoruz. Ne iyi etmişiz de gelmişiz duygusuyla ayrılıyoruz Santiago de Cuba’dan.  Şimdi hedefimiz dönüş yolumuz üzerindeki Küba’nın en turistik bölgesi Varadero.

Comments

comments

Post Navigation