Java Adası Günlüğü

Dürüst olmak gerekirse Java adası bizim için uzun yollar, açlık, güneş, sıcak, nem, havasız ve kalabalık otobüsler demek. Adalar ülkesi olan Endonezya’da seyahat etmenin en kolay yolu serin ve koltuk garantisi olan uçaklar. Bunu halk otobüslerinin 2-3 katı fiyatına birinci kalite otobüsler izliyor. Fakat biz günlerce sürecek seyahatimiz için bol aktarmalı, havalandırmasız, kalabalık dolmuş tarzı en küçük araçları tercih ediyoruz. Endonezya’da ulaşımın (*bu şekilde) oldukça ekonomik olduğunu söyleyebilirim.

Otobüslerin rahatsızlığına karşın yolların güzelliği ise insanı büyülüyor. Java’ya geçmek için Gilimanuk’ dan feribota bineceğiz. Araç yok diyerek herkes bizi taksiye yönlendirmeye çalışırken, biz Kuta’dan yaklaşık 3 vesait değiştirerek 3.5 saat yol alıyoruz iskeleye ulaşabilmek için. Fakat bir dakika olsun gözümüzü manzaranın güzelliğinden alamıyoruz. Ben daha önce bu kadar farklı tonda yeşili bir arada görmemiştim sanırım. Parlayan yemyeşil çayırları renkli evler ve palmiyeler süslüyor.

Gilimanuk iskelesinden 2 saatlik bir feribot yolculuğu ile Banyuwangi iskelesine geçtiğimizde; buradan İjen kraterine gitmenin de pek kolay olmadığını öğreniyoruz. Oldukça esnek fiyatlı günlük tur şirketleri yol boyunca önümüzü kesiyor ve Endonezya’nın olmazsa olmazı uzun bir pazarlık süreci başlıyor. Arada yemek yediğimiz sahil boyunca dolaştığımız 3-4 saatin sonunda oldukça ekonomik fiyata aynı gece yola çıkmak üzere bir tur şirketi ile anlaşıyoruz. Böylece neredeyse hiç uyuyamadığımız, hızlandırılmış bir gün gibi yaşadığımız 3 günlük süreç başlıyor.

DSCN5063
Gece yarısı tur şirketi önünde buluşarak Polonya’lı bir çift ile beraber yola çıkıyoruz. Sabaha karşı 3 sularında ise kratere doğru çoktan tırmanmaya başlamış turist kalabalığına katılıyoruz. Amaç kraterden çıkan ve mavi alevlerle yanan sülfürik gazın görsel şovunu kaçırmamak.

IMG_5531

Hava aydınlandığında karşımızda müthiş yeşil rengi ile kocaman bir göl beliriyor. Karanlıkta kafa lambası ile yürürken fark edemediğimiz sülfür taşının parlak sarı rengi ortaya çıkıyor. Tekrar yükselmeye başladığımızda ise çevreye tepeden bakma şansımız oluyor ve volkanik arazi tüm renkleri ve kendine özgü şekli ile bir tabloyu andırıyor.

4 saat trekking ile tırmandığımız kraterden, fotoğraf çekerken biraz fazla oyalandığımız için hızla, biraz da koşar adım iniyoruz. Tur aracı Banyuwangi merkezde bizi bırakıyor. Burada gezilecek bir yer bulunmadığından, vakit kaybetmeden bemo denilen küçük araçlarla terminale geçerek; hala aktif olan Broma volkanına doğru yola çıkıyoruz. Terminalde gözlerimiz kahvaltılık bir şeyler ararken, “hemen kalkıyor, şimdi kalkıyor” nidaları ile çantalarımız elimizden alınarak Probolingo otobüsüne bindiriliyoruz.

Beş saatlik son derece gürültülü bir yolculuk sonunda Probolingo’ya varıyoruz. Tüm yolculuklarımızda neredeyse beş dakika ara ile mahalli sanatçılar biniyor. Gençten yaşlıya geniş bir yaş skalasına sahip sanatçılarımız tabii zevkleri doğrultusunda rap, pop veya halk müziklerini ellerindeki ilkel mikrofonlarla son ses seslendirirken; onlardan arda kalan bir kaç dakikalık boşlukları ise otobüsteki küçük çocuklar çığlıkları ile dolduruyordu. Kim bilir belki de müzik sustuğunda çocukların ağlamaları duyuluyordu. Şehre varır varmaz hava kararmadan Bromo volkanının yakınındaki köye ulaşabilmek için dolmuşları soruyoruz.

IMG_5536

Ne zaman kalkar, yemek için bir şeyler alacak vaktimiz var mı diye düşünürken “dolunca” cevabını alıyoruz. Başımızı hafifçe içeriye uzattığımızda ise 15 kişilik dolmuşta sadece 2 kişi oturduğunu görüyoruz. Ijen krateri yolunda tanıştığımız Fransız ve Hollandalı iki arkadaş da bize yetişiyor ve toplamda 6 kişi oluyoruz. Aradan geçen iki saat sonunda da bu sayıda herhangi bir değişiklik olmuyor. Biz bu arada çevrede kısa bir tur atıyoruz. İngilizce pratik yapmak isteyen öğrencilerle muhabbet edip, video çekiyoruz. Bu durum aslında tüm Endonezya’da oldukça yaygın. Turist gören kalabalık öğrenci grupları okulların dağıttığı tek sayfalık fotokopi ile çevrenizi sarıyor ve sizden bir grup soruyu cevaplamanızı rica ediyor. Sonunda da sizinle ya video yada fotoğraf çekerek ev ödevini tamamlıyor.

Gerçekten vaktimiz olduğu için gelen iki grupla da uzun uzun sohbet ediyoruz. Fakat daha fazla oyalanamıyoruz. Daha küçük bir araç arayışına giriyoruz, bunda da başarılı olamayınca bizden aramızda 15 kişilik para toplamamızı isteyen dolmuşçularla pazarlığa başlıyoruz. Sonunda makul bir fiyata anlaşarak, saatler sonra yola çıktığımızda hava çoktan kararmaya başlamıştı.

Gece on sularında vardığımız köyde oldukça yüksek fiyatlarla karşılıyor tüm hostel işletmecileri. Sonunda beraber geldiğimiz gezgin arkadaşlarla 4 kişi aynı odayı paylaşmaya karar veriyoruz. Günün sonunda bir şeyler atıştıracak vaktimiz oluyor, kalabalık bir masada herkesin hayallerinden bahsettiği keyifli bir muhabbet ile yemeğimizi yiyerek sabah 2:30’da buluşmak üzere ayrılıyoruz.

Gün doğumunu izleyebileceğiniz en güzel noktalardan biri olarak gösteriliyor Bromo volkanı. Ne kadar farklı olabilir diyorduk biz de görene kadar… Farklıymış; hem de çok. Anlatmaya çalışsam nafile, o nedenle sadece merak ettirebilirim görmeniz için… Belki bir kaç da fotoğraf…

IMG_5570

Yaklaşık 2 – 2,5 saat toprak bir yoldan ara ara kayalıkların arasından tırmanarak izleme noktasına varıyoruz. Tabii daha geç kalkmak ve daha az efor sarf ederek en güzel manzaralardan birine ulaşmak isteyenler için saat 05:30 da kalkan cipler de var. Yada ata binerek gitmek mümkün. Bu enternasyonal kalabalıkta her kes en güzel fotoğrafı çekebilmek için bir biri arasında sessizce önlere ilerlemeye çalışıyor. Biz de fotoğrafa kimsenin girmemesi için bu alandan aşağı doğru inen dik kaygan zeminde otlara tutunarak yerimizi alıyoruz. Çevremizdeki kalabalığın gürültüsü yavaş yavaş azalıyor.
Ve işte hava aydınlanmaya başlıyor…

DSCN5195

IMG_5571
Gün doğumundan sonra volkana bakan tepeden inerek kahvaltı için köye uğruyoruz. Sonrasında aktif krateri görebilmek için Bromo volkanına yöneliyoruz. Kratere giden yol oldukça enteresan. Çok geniş bir düzlüğün ortasında bulunuyor; arazide park etmiş yüzlerce cip böceği andırıyor. Öncelikle bol ağaçlı bir bayırdan dikenli otlarla sarılmış düzlüğe iniyoruz. Yürüdükçe otlar kayboluyor ve yerini havada uçuşan ince kumdan toprağa bırakıyor. Baflarımızla ağzımızı örterek devam ediyoruz. Değişen bitki örtüsü ve görüntüye giren atlılarla; sanki birden Endonezya’dan alınıp Arabistan’da bir çöle düşmüşüz gibi hissediyoruz. Önümüze büyük bir Hindu tapınağı çıkıyor, nerede olduğumuzu hatırlıyoruz. İçinde bulunduğumuz atmosferde çok daha etkileyici duruyor. Bir kaç fotoğraf çekip devam ediyoruz.

DSCN5236

DSCN5260

DSCN5242

Uzun bir merdivene varıyoruz, kalabalıkla tek sıra halinde tırmanıyoruz volkana. İşte dumanı tüten kocaman bir delik. Dünyanın merkezine iniyor. Biraz daha fazlasını görebilmek için parmaklıklar arasından kafamızı uzatıyoruz ister istemez. Tüm seyahatimiz boyunca ikinci kez aynı duyguyu hissediyoruz. Burada olduğumuza ve bu görüntüye tanık olduğumuza inanamıyoruz. Kendimizi bir atlas sayfasındaki çizgi karakterler gibi hissediyoruz.

DSCN5278

IMG_5565

İrem ile Yogyakarta’da buluşmak üzere aynı yolu geri alıyoruz. Bromo volkanına tırmananlar için dönüş zamanı. 15 kişilik dolmuşa herkesin tek kolu diğerinin arkasından koltuğu tutacak şekilde 17 kişi sıkı sıkıya bindiriliyoruz. 3 saatlik yolculuk sonrası Probolingo’ya varıyoruz. Akşamki Surubaya otobüsünü beklemek üzere şehir merkezinde oyalanıyoruz. 4-5 saatlik yolculuk sonrası önce Surabaya’ya varıyoruz, buradan da beklemeden Yogyakarta’ya devam ediyoruz. Sabah 4:30 gibi vardığımız otogardan 5:30’da otobüs ile hava alanına hareket ediyoruz. 3 tam günün sonunda İstanbul’dan ziyaretimize gelen misafirimizi karşılamak üzere yolcu çıkış noktasındaki koltuklara çöküyoruz.

DSCN5375

Günlerce toplu taşımalarda sürünüp hiç uyumadan seyahat ederken nasıl oldu da hızla özel araçla seyahat eder hale geçmiştik. Tabii İrem ve misafir sever Endonezyalı arkadaşları ile buluşmuştuk burada ilk haftamız biterken…
Günlerce sürecek zorlu yolu göze almamızın ve Yogyakarta’da buluşmamızın asıl amacı, on iki yüzyıl ayakta kalmayı başarmış etkileyici mimarileriyle Brobodur ve Prombanan tapınaklarını görebilmek. Brobodur dünyanın en büyük Budist tapınağı. Budizm’in doğuşundan çok uzakta inşa edilen ve hakimiyetin el değiştirmesi ile yüzyıllarca unutulmuş bu büyük tapınak ilk keşfedildiğinde büyük bir şaşkınlıkla karşılanıyor.

DSCN5308

DSCN5358 (2)

Dokuz katlı yapı Buda’nın hayatının ve Budist öğretinin anlatıldığı binlerce rölyefi barındıran açık hava koridorlardan oluşuyor. Aşağıdan yukarıya dairesel yürüyüş ile kabartmaları takip ettiğinizde, günümüz materyalist hayatından kurtularak zamanla nirvanaya ulaşan bir hikayeye tanık oluyorsunuz. Tapınak ayrıca yüzlerce buda heykeli ve onlarca stupaya da ev sahipliği yapıyor. Nirvanayı temsil eden en üst katta ise içi boş ana stupa bekliyor. Yapının tamamı ise Budizm’in kutsal çiçeği nilüfer çiçeğine benzetiliyor.

IMG_5573

Prombanan tapınağı ise Endonezya’nın en büyük Hindu tapınağı. Çok geniş bir alana yayılmış tapınaklardan oluşan, renkleri ve kendine özgü mimarisi ile büyüleyen bu yapı mutlaka görülmeye değer. İçindeki her bir tapınak Hindu dininin en büyük tanrılarına adanmış. Kalabalık tanrıları ile bildiğimiz Hindulara yakışır şekilde 1000 tapınaktan oluşuyor. Siz tapınakların arasında keyifle dolaşırken muhakkak İngilizce pratik arayışındaki Endonezyalı gençler de sizin çevrenizde dolaşacaklardır. Tabii bin bir bilgi ve öneri ile…

IMG_5592

IMG_5588

Tapınakları gördükten sonra Cava kültürünün merkezi ve üniversiteler şehri olarak bilinen Yogyakarta’da kısa bir turistik tur atmayı da ihmal etmiyoruz. Cava kültürü nedeniyle batik, tiyatro, bale ve kukla gösterileri büyük önem taşıyor. Malioboro caddesinde batiğin bin bir şeklini ve rengini buluyoruz. Burada sanat atölyelerinde batik dersleri kutsal bir öğreti gibi veriliyor. En turistik noktalarından olan Sultan’s Palace’a da uğramadan geçemedik. Pazar günü olması nedeniyle bazı bölümlerinin kapalı olmasına karşın son derece mütevazi bir kaç binasını gezebildik. Bizim bildiğimiz saray anlayışına daha doğrusu şatafatına çok uzak bu yapılarda, dönemin fotoğraflarını ve saray mensupları tarafından kullanılan bir kaç eşyayı görebilirsiniz. Aynı bahçe içerisindeki diğer bir binada ise geleneksel Endonezya, koloni zamanı ve günümüzde kullanılan çok farklı tarz ve renklerdeki kostümleri buluyoruz.

DSCN5395

Ara sokaklarda karşımıza çıkan street art bizi gerçekten hayran bırakıyor.

DSCN5413
Java adası Cava kültürünü ve Endonezya’yı daha yakından tanımak, yüzlere kültürü bir arada yaşatan bu cana yakın insanları anlamak için muhakkak uğramanız gereken bir yer. Tüm bunların yanında içinde barındırdığı muhteşem manzaralar, tropikal ormanlar, doğallığını koruyan güzel plajlar, renkli su altı dünyası ile çevresindeki küçük el değmemiş adalar, bize uzak tropikal bitki örtüsü ve tabii canlı volkanik dağları ile size bir çok sürprizi var…

Post Navigation

yün cami halıları
mide küçültme ameliyatı
mide küçültme
tüp mide, mide küçültme ameliyatı
Caminin önünde ve iki yanında geniş cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir. İç avluya, biri cepheden ikisi yandan olmak üzere herbiri merdivenli 3 kapıdan girilmektedir. Bu kapılarla dış avlunun cümle kapısı, ozamana kadar benzeri görülmemiş bronz kapılardır. Kubbeden aşağı doğru indikçe mekan yayılmaktadır. Bu piramidel yükselme ve yayılma sonucunda göz yanlara ve yukarıya doğru aynı mesafelere ulaşmaktadır. Bu özelliklerden dolayı, mekanın neresinde olursanız olun, bütün mekana hakim görüş sağlarsınız. Kubbe yaklaşık olarak 43 metre yükseklikte ve köşeleri pandantifle doldurulmuş 4 muazzam kemer üzerine oturtulmaktadır. Caminin su basmanı üzerinde olması ve kubbe yüksekliği nedeniyle pencereleri oldukça fazladır. Böylece caminin içini süsleyen binlerce çini ve kalem işleri tatlı ışık altında görülmektedir. Caminin içindeki en önemli unsur, ince işçilikle yontulmuş mermerden yapılma mihraptır. Bitişik duvarları, seramik çinilerle kaplanmıştır fakat çevresindeki çok sayıdaki pencere onu daha az ihtişamlı gösterir. Mihrabın sağında, Caminin en kalabalık halinde dahi olsa, herkesin imamı rahatça duyabileceği şekilde dekore edilmiş mimber bulunur. Caminin içi her katında alçak düzeyde olmak üzere 50 farklı lale deseninden üretilmiş 20binden fazla çini ile döşenmiştir. Alt seviyelerdeki çiniler, geleneksel galerideki çinilerin desenleri çiçekler meyveler ve servilerle gösterişli ve ihtişamlıdır.