Lijiang Günlüğü

Ucuz bilet bulmanın heyecanıyla aldığımız Lijiang uçağımız, beklenildiği üzere ucuz olmanın gereği gece yarısı Lijiang’a vardığında bizi sağnak yağmur karşıladı. Şehir merkezine otobüs bulabildiğimiz için şanslıydık. Merkeze geldiğimizde ise yakın olduğu için mi, ingilizce bilmedikleri için mi bizi almadığını anlamadığımız bir kaç taksi sonrası o saatte sokakta olan üç beş kişinin de yardımıyla taksiye bindiğimizde saat oldukça ilerlemişti. Sorumluluk sahibi taksi şoförümüz  -yağmurda bizi indirmeye de gönlü el vermediği için- açık adrese göre araç girmeyen ara sokaklarda koşarak hosteli arıyor, geri geliyor ve adresi bulamadıkça bizi bulduğu benzer isimli hostellerde indirmeye çalışıyor, hosteller ile fiyat pazarlığı dahi yapıyordu. Sonunda taksiciye teşekkür edip, hostelimize girdiğimizde Che tshirtlü yaşlı bir amca, elimize nevresimlerimizi tutuşturarak odamızı gösterdi. Sanırım şuana kadar kaldığımız en kötü odaydı ve nevresimler de pek hijyen vaadetmiyordu. Fakat biz çok yorgunduk ve neyse ki kurtarıcı uyku tulumlarımız vardı…:)

Kaldığımız süre boyunca Che tshirtü, kolunda bandana ve elinde sigara gülen yüzlerle bizi izleyen yaşlı amca ne zaman bir yol sorsak koşarak sokağa fırlıyor, yolu öğreniyor, otobüs numarası- durakları vs.. yazdırarak yine koşa koşa geri geliyordu. Bizi her gördüğünde misafirperverlik göstergesi olarak sigara ikram ederken, bahçede oturduğumuz zamanlarda sessizce yanımızda oturuyor, sadece gülümsüyordu. Hosteldeki tek yabancı turisttik. Bizim ona alıştığımız kadar sanırım o da bize alışmıştı ki, check out sonrasında beraber bir sigara içmeden göndermek istemedi.

Sonunda Çin’in doğal güzellikleri ile meşhur, bir çok doğa düşkünü yerli turisti de çeken güney bölgesine inmiştik. Lijiang kendine özgü mimarisiyle günümüze kadar tarihi dokusunu koruyabilmiş, içinde su kanalları geçen mistik bir şehir iken, renkli insanları ve çevresindeki 6000 metreyi bulan dağları, nehirleri, derin kanyonları ile de gelenleri her yönden büyülüyor.

İlk gün klasik Çin mimarisinin dışında kalan, sayılı duvarsız kentlerinden biri olan Lijiang’ın merkezini gezdik. Yüksek bir noktadan çatıları seyrettikten sonra Mu Palace ve şehrin su değirmenini ararken yanımızdan geçen bembeyaz Lama’yı şaşkınlıkla seyrettik.

DSCN1994 DSCN2016

Yüzlerce yıllık antik evlerin her biri şuan hediyelik dükkan, restoran yada eğlence merkezi olarak turistlere hizmet ediyor. Meydanlarda yan yana dizilmiş seyyar restoranlardan kostümlü dansçıları ile lüks restoranlara kadar her tarzda restoran bulmak mümkün.

Oldukça büyük olan eski şehir her gece nereden geldiklerini anlayamadığımız binlerce kişi ile doluyor. Sokaklara taşan birbirinden oldukça farklı müzik tarzlarında insanlar dans ederken, içeride ise herkese dağıtılmış uzun taşları masalara vurarak şarkı boyunca ritim tutuluyor. Biz bu gürültücü eğlenceden kaçarken, büyük meydanlarda yüzlerce kişiyi -bizim üç ayak olarak bildiğimiz halaya yakın bir- halay çekerken buluyoruz. Şaşkınlıkla kendimizi halayın sonunda buluyoruz ama bu coşkuya ayak uydurmak zor.

Gecenin sonunda çiçekle süslenmiş mumlar, su kanalarrına bırakıldığında ise şehir sanki yüz değiştiriyordu.

Bizi asıl heyecanlandıran ise Tiger Leaping George da uzun bir trekkinge katılmaktı. Fakat kaldığımız süre boyunca güneş bize kendini hiç göstermediği ve trekking yolu da kaygan zemin ve uçurumlar nedeni ile oldukça tehlikeli olduğundan maalesef 2 gün olarak planladığımız trekking parkurumuzu 1 güne düşürmek zorunda kaldık. Fakat bir gün de olsa derin bir vadinin ortasından akan büyük coşkun nehri görmek büyüleyiciydi. Sanırım ben daha önce hayatımda bu boyutta bir nehir görmemiştim; yüzlerce metre yüksekten seyrederken bile coşkuyla kaynayan nehrin sesi kulaklarımızı dolduruyordu. Son duraklara doğru yol oldukça daralarak, uçurum boyunca dağ çevresinde tırmanmaya başladı. Otobüsün en ön koltuklarında bir araçlık yoldan karşılıklı gelen iki aracın nasıl da hızla geçtiğini korkuyla izlerken, tepeden düşmüş yolun yarısını kaplayan kayayı görünce yolu takip etmekten vazgeçtik. Her zaman dediğimiz gibi “Bu araçlar bu yolu her gün yapıyor.” arkamıza yaslandık ve gözlerimizi camdaki müthiş manzaraya çevirdik.

Yer yer daralıp genişleyen vadi boyunca trekking ekipleri için bir kaç noktadan yürüyüş parkuru açılmış. Bölgeye girer girmez otobüslerde dağıtılan haritalar, size yürüyüş parkurları ve yaklaşık ne kadar süre alacağı konusunda yardımcı oluyor. Biz de vadinin en daraldığı ve nehir suyunu en hızlı aktığı bölgeden geçecek şekilde parkurumuzu belirledik.

DSCN2078 DSCN2097

Vadinin bize sunduğu güzel manzaralar arasında nehre doğru inerken yolumuzu kesen yaşlı teyze bize bir levhayı işaret ediyor ve para istiyor. Başta karşı çıksak da anlıyoruz ki yer yer sarp kayalarla dikleşen zorlu vadi boyunca taş taşıyarak bu trekking yolunu aile üyeleri açmış. Ve devlet de geçiş için buradaki yerli ailelere fiş karşılığı bilet kesme hakkı vermiş. Bir kaç km de bir farklı bir ailenin bölgesine girince bu durum can sıkıcı bir hal alırken; bazı ailelerin nehrin ortasındaki büyük kayalara asma tahta köprü kurup, ek bilet keserek turizm de işi daha da ilerlettiğini görüyoruz.

DSCN2088 DSCN2121

Keyifli bir yolculuk ile nehre vardıktan sonra kayalıkların dibindeki dar taşların üzerinden yada kayaların izin vermediği noktada kurulan asma tahtaların üstünden nehir boyunca bir süre devam ediyoruz. Geldiğimiz yüksekliğe geri dönerken yol bizi ciddi zorlasa da mola vererek manzarayı seyretmek hemen yorgunluğumuzu unutturuyor. Şuan son mola noktamızdayız, ben karşıda yarım metrelik devasal salatalığı iştahla yiyen kızı – biraz da özenerek- seyrediyorum. Akşam Kumning’e tren biletimiz var, son otobüsü kaçırmamak için hızlıca ana duraklardan birine varıp otobüsü bulmamız gerekiyor. Nehirden yüzlerce metre yukarıda, uçurum boyunca yükselen Lijiang yolu, bizim için güzel bir veda yolu olacak…

Post Navigation