Nias Adası Günlüğü / Sumatra / Endonezya

Padang’tan başlayan ve 12 saat süren yolculuğumuz sonrasında, bizi Nias adasına götürecek feribotun kalkacağı liman kasabası Sibolga’ya varmıştık. Kasabaya varınca öğrendik, ilk feribotun 12 saat sonra hareket edeceğini. Sabah 8’den akşam 8’e kadar içinde hiç bir şeyin olmadığı bir şehirde vakit geçirmek hiç kolay değildi. Merkezdeki bir otelin lobisine sığındık çaresizce.

DSCN6819

Geriye dönüp baktığımda Malezya’da uğradığımız Semporna kasabası ve Sumatra’daki Sibolga kasabası en keyif almadığım, en “bir daha görmek – geçmek istemeyeceğim” iki yer oldu sanırım. Birbirleriyle yarışırlar ama sanırım Sibolga kazanır.

Otelin lobisinde geçirdiğimiz 12 saatin sonunda, aniden bastıran şiddetli yağmurun eşliğinde, apar topar bindik feribota.  Yağmurun da etkisiyle, mülteci taşıyan botlardan farksız görünen feribotta, yerler yemek atıklarıyla doluydu, abartısız her yer çöp içindeydi ve dışarıdaki yağmurdan dolayı bir çok yer ıslanmıştı. Çantalarımızı kuru bir köşe bulup yerleştirdikten sonra, şaşkın bakışlar altında feribottaki yerimize yerleştik. Turistik sezon kapandığından “Ekonomi” sınıfındaki tek turistlerdik, belki de tüm feribottaki. Her biri şahsına münhasır melodilerle ağlayan çocukların sesi ile yiyecek, içecek, gazete gibi türlü ihtiyaçları satan seyyar satıcıların bağrışları birbirine karışıyordu. Biz karmaşayı ve çöpleri yadırgarken, onlar da yerlerinde huzursuzca oturan iki turisti yadırgadılar en başta.  “Yarım saat sonra biz onlara onlar bizlere alışmış olur” diye konuştuk kendi aramızda. Tam da öyle oldu, 1 saatin sonunda, biz çeri çöpü öteleyip iki koltuğa uzanıp uyumaya başlamıştık bile. Tam uykuya dalmıştık ki gürültüye uyandık. “Bu müzik nereden geliyor? Bu kadar yüksek ses normal mi? “ diye aklımızdan hızla geçen tüm soruların cevapları 5 adım ötemizde duruyordu. Karaoke başlamıştı! Gençler toplanmış televizyonun önüne, karaoke kaseti takılmış, eline mikrofonu kapan son ses çalan şarkıya eşlik ediyordu. Televizyonun hemen altında yer alan ışıklar kırmızı, yeşil, mavi yanıp sönmeye başlamış, ortam bir anda gerçek üstü bir hal almıştı. Herkes delirmiş olmalı! Saat akşamın 10’uydu ve saat akşamın 10’unda tüm ışıklar kapatılır toplu taşımalarda, insanlar akşam saat 10’da sessizce dinlenirler, dinlenmelidirler, en azından sesi biraz kıssalar! O kadar yüksekti ki ses birbirimizi duyamıyorduk, sadece güldük, kimse yadırgıyor görünmüyordu, demek ki Sibolga-Teluk Dalam feribotunun geleneklerindendi gece yarısı karaokesi. Saatlerce sürdü. Gürültü ne zaman bitti, biz ne zaman tekrar uyuduk bilmiyorum. Sabah ikinci seans başladığında ilki kadar yadırgamadık, tabii ki sabah sabah karaoke harika fikir! Delirmeden insek şu feribottan..

12 saatin sonunda delirmeden indik feribottan.. 2004 Tsunamisinde büyük yaralar almış olan Nias adasındaydık. Aslında nerede kalacağımız hakkında hiç bir fikrimiz yoktu ancak herkes bizi Sorake bölgesine götürmeye çalışınca bir bildikleri vardır dedik. Toplu taşıma olarak kullanılan arkası açık kamyonetin dolmasını bir süre bekledikten sonra yola çıkmıştık, Teluk-Dalam iskelesine yarım saat uzaklıktaki Sorake’ye doğru. Kalacak yer ararken sessiz kıyıda, mütevazi bir pansiyon işleten Yeni Zelanda’lı Jane’in iki odasından birine yerleştik. Okyanusa bakan odamızın manzarasında huzur bulduk.

DSCN6806

Tsunami’den sonra fiziksel yapısı tamamen değişen sahilde dolaştık. Sular çekilmiş, taşlaşmış mercanlar ve kayalar ile farklılaşmıştı denizin üstü. Terkedilmişçesine sessizdi ortalık, turistik sezon kapanmıştı, yağmur sezonu başlamak üzereydi. Mükemmel doğanın tadını çıkarmak, huzur içinde, tüm yorgunluklara değmez miydi? Yürümeye devam ettik. Endonezya’da gördüğümüz en güzel plaj olan Lagundri plajına vardık.

DSCN6925  DSCN6965

Palmiye ağaçlarının gölgesindeki kumsal ve turkuaz deniz. Cennet tasvirlerinde yer alacak kadar güzeldi. Okyanusta yüzerken bizden başka kimse yoktu civarda. Yaklaşık 40 saatimizi almıştı adaya gelmemiz ancak şimdiden değmişti.

DSCN6682

Nias adasına gelme amacımız deniz tatili değildi aslında. Adada yaşayan yerli halkı görmek, köylerinde vakit geçirmek istiyorduk. Pansiyon sahibimiz Jane’in Endonezyalı eşi ve burada öğretmenlik yapan bir arkadaşı bizi motosikletleri ile köylere götürebileceğini söyledi. Yerlilerle gezmek her zaman daha keyifli olacağından seve seve kabul ettik tekliflerini.

DSCN6825 DSCN6885

Gittiğimiz iki köy de birbirine benziyordu. Tek katlı ahşap evleri, geniş sokakları, kurutulmak üzere  sokaklara serilmiş çamaşırları, sokakta hep birlikte oturan insanları, peşimizden tempolu şekilde “tuuuriiisst tuuuriiist” diye koşturan çocukları ile gerçek bir köy değil de bir film seti gibiydi.

DSCN6834

Eski zamanlarda erkeklerin cesaretlerini kanıtlamaları ve savaşçı olabilmeleri için sivri çiviler ve sivri bambular ile kaplı 2-3 metre uzunluğundaki taş bloğa dokunmadan atladıkları “stone jumping” geleneği biraz şekil değiştirmiş olsa da hala devam ediyor köylerde. Köyün genç delikanlıları kendilerini kanıtlamak ve evlenebilmek için taş blog üzerinden atlamaya devam ediyorlar, ancak neyse ki artık sivri çiviler ve bambular yok. Biraz da turistik bir aktiviteye dönüşmüş “stone jumping”. Yanımıza gelip “atlayalım mı abla” diye soran gençleri kibarca geri çevirip, dolaşmaya devam ettik. Köy halkı çok sıcak, hepsi gülümsüyor ve poz veriyor fotoğraflarımıza. Endonezya’da karşılaştığımız genel profilden çok daha fazla seviyoruz Nias halkını.

Büyük bir ailenin evi görünümünde köy, herkes birarada oturuyor, kapılar açık. Hep birlikte açık doğal bir hamamda yıkanıyor halk, kadınların bölümüne girmemize izin veriyorlar, taş duvarlar ile çevrili çatısız hamamda bir kaç kadın yıkanıyor girdiğimizde, gülümsüyorlar bize, rahatsız etmemek için hemen çıkıyoruz.

DSCN6826   DSCN6668

Ertesi gün yürüyerek aynı geleneklere sahip başka bir köyü yine ritmik “tuuriistt tuuurissst” temposu eşliğinde gezerken benzer manzaralar ile karşılaşıyoruz. Her yer yine kurutulmak için sokaklara serilmiş çamaşırlar ve yiyecekler ile dolu. Seviyoruz bu köyleri.

DSCN6956

Son kez uğrayıp palmiyelerin gölgesindeki plaja vedalaşıyoruz, balıkçıların dönüş saatine denk geliyoruz bu defa. 40 saatte geldiğimiz Nias adasında sadece 30 saat geçirip yeniden yola koyuluyoruz.

Comments

comments

Post Navigation