Xian Günlüğü

Tren yolculuklarına artık alıştık. Bu defa yataklı vagonumuz olacak, hem de yol kısa sadece 10 saat, daha önceki yataklı vagon deneyimimizin çok iyi olmasının verdiği rahtalıkla tren istasyonunda bekliyorduk. Trene bindiğimizde ilk şaşırdığımız şey kompartman kapılarının olmamasıydı, yataklar yanyana dizilmişti, yanlardaki paravanlarla diğer kompartmanlardan ayrılıyordu ancak önleri açıktı. Yataklarımızı ararken ranzaların 2 katlı değil 3 katlı olduğunu farkettik, en üst kata çıkmak zor olmalıydı(!)

IMG_4525

Read More →

Pingyao Günlüğü

Ellerinde büyük büyük bavullar, sırtlarında kocaman yükleriyle yüzlerce insanla birlikte bindik Pingyao trenine. Yataklı vagonda yer kalmadığı için oturarak seyahat edecektik. Vagonun daracık koridorlarında kocaman çantalarımızla yerimizi bulmamamız biraz zaman aldı. Yerimizde oturan insanları koltukların bizim olduğuna ikna ettikten sonra başladı 12 saat sürecek yolculuğumuz..

DSCN1724

Read More →

Moğolistan Günlüğü

Moğolistan Gobi çölü ile bizim geçiş noktası olarak belirlediğimiz sayılı yerlerden biriydi, turumuzun daha başındayız ve burayı tamamladığımızda başka bir noktaya taşınacağına inanıyorduk. Daha önce okuduğumuz gezi yazılarından başkent Ulan Bator’da görülecek çok fazla alan olmadığını biliyorduk, düşündüğümüz gibi yarım gün şehir merkezini gezmek yeterli olmuştu. Göçebe hayatı halen büyük oranda sürdüren Moğollar; mimaride çok gelişememişler ve gördüğümüz en renksiz ve mimari açıdan en karışık şehirleri kurmuşlardı. Ağaçsız ve yeşilsiz şehirlerde uzaktan bakıldığında şehre tek rengini veren farklı renklerdeki çatılar olduğunu görüyorsunuz.

Buna rağmen bizi asıl şaşırtan turist yoğunluğu oldu; Çin’in metropollerinden bile daha fazla turist gördüğümüz şehir merkezinde öğreniyoruz ki insanlar bozulmamış doğası nedeniyle Moğolistan’ı çokça tercih ederken, farklı bölgelerinde birçok tura katılıyor. Trekking ve kampçılık yanında ata binmek buranın vaz geçilmezlerinden. Her kıtadan, bir birinden farklı ülkelerden tanıştığımız turistler, Moğolistan’ın dünyada turizm açısından ne kadar da popüler olduğunu gösteriyordu.

İlk gün tanıştığımız turistlerden biri de yalnız seyahat eden, net bir rota çizmeden önüne bir yıl koyarak yola çıkan gezgin Türk arkadaşımız Zehra idi. Kendisi ile hem gurur duyduk hem de ortak Gobi hayalimiz ile mutlu olup tur planı yaptık. Yeterince güneye inebilmek, bozkırın ve çölün tadını çıkarabilmek için minimum 10 gün belirledik. İlk defa teknoloji

den, internetten, çoğu zaman elektrik ve sudan uzakta 10 gün var önümüzde… ve biz çok heyecanlıyız…

Turu organize eden arkadaşın tur detayları kadar bize gideceğimiz aracın rus yapımı ve ne kadar sağlam olduğundan ve kullanılan en iyi araçlardan olduğundan bahsetmesi o sırada pek dikkatimizi çekmediyse de yola çıktığımız 2. saat içinde aydınlanmıştık. Bir rehber eşliğinde çıktığımız yolculuğumuzda aslında yollar eksikti. Ara sıra ortaya çıkan tekerlek izleri dışında genel olarak Kuzey-Güney-Doğu-Batı yönlendirmesi ve sanırım çoğu zamanda usta şoförümüzün iç güdüleri ile bir kaç saatte bir karşılaşılan tek tük kişiden aldığımız bilgiler ışığında yol alıyorduk. Anladık ki Moğolistan’da aynı nehirde iki defa yıkanamayacağınız gibi aynı yoldan iki defa geçemezsiniz:)Burada her şoför kendi yolunu çiziyordu..

Tabii yol olmayınca yol lambalarından söz etmek de imkansızlaşıyor. Çöle ulaşabilmek için güneye uzun bir yolumuz vardı ve her gün erken kalkıp, kısa bir kahvaltı sonrası o gün hedefe göre yaklaşık 5 ila 7 saat yol alıyorduk. Akşamları ise yakın bir nomad ailenin gerine konuk oluyorduk. Nomadlar keçi, koyun, deve veya at sürüleri ile geçimlerini sağlayan göçebe aileler. Gerin önünde onlarca deveden oluşan bir sürü ile göz göze oturabildiğiniz gibi, yanınızdan aniden vahşi at sürülerinin dört nala geçmesi de bir o kadar doğal. ( o anın paniği ile yabani at sürüsünün fotoğrafını çekemedik tabii:) )

Read More →

Erlain Günlüğü

Bozuk yollarda, çok eski bir otobüsle Moğolistan sınırına çok yakın Erlain’e doğru hızla yol alıyorduk. Otobüsteki tek yabancı tabii ki bizdik. Bizi biraz inceledikten sonra kabullenen 40 kişiyle kuzeye doğru yolculuğumuz 7 saat sürdü. Konfor aramamayı öğrenmiştik, otobüste sigara içilmesini de görmezden gelebilirdik ancak yanımızdaki kadının çocuğunun tuvaletini hemen yanımızdaki çöp kovasına yaptırmasını yadırgamamayı henüz öğrenememiştik. Hayır kendimizi düşündüğümüzden değil o pis kovaya çocuğu oturtma mikrop kapar diyebilmek için Türkçe-Çince sözlüğümüzü karıştırsak da pes edip kapattık.

Read More →

Datong Günlüğü

Gözümüzü açtığımızda tren şehre yaklaşmış gibiydi, acaba bu durak Datong olabilir miydi? En yakındaki adama sormaya çalıştık, adam ailenin en genç ve İngilizce bilen üyesini gururla bize yönlendirdi. Evet sıradaki durak haritada daha önce yerini bile bilmediğimiz Datong’tu. 3. durağımıza gelmiştik.

DSCN0990

Read More →

Pekin Günlüğü

Büyük metropol Şangay’ın parlak göz alıcı ihtişamından sonra Pekin yaşlı yüzüyle karşıladı bizi.

Savaşan krallıklar döneminden bu yana bir çok savaşta yıkılmış ve defalarca tekrar kurulmuş dünyanın en eski başkentlerinden biri.

DSCN0676

Çin Seddi

Alçak yıpranmış binaları, eskimiş metroları ve otobüslerinin ardında çok iyi korunmuş bir tarih, şehrin içindeki büyük bakımlı parklar ve mutlu insanlar bizi açıkçası biraz şaşırttı. İnsanlar boş zamanlarının çoğunu sokaklarda ve parklarda oyun oynayarak, toplu spor yaparak, dans ederek yada ailece gezerek geçiriyorlardı. Gerçi Çinliler ile ilgili olarak ilk kırılan ön yargımız bu değildi, Çinlilerin kısa, ufak tefek olduğu yalanını kim söyledi bilmiyorum ama burada hala en kısa biziz… 😀

Read More →

Şangay Günlüğü

Pudong havaalanı..

Gerçekten geldik mi? Başladık mı şimdi!
Hadi bakalım diyerek yüzümüzde gülümsemeyle indik Şangay havaalanına 🙂

Bir liman kenti olan Şangay Çin’in en büyük şehri. Şehir ve metro haritalarını almak için girdiğimiz “Turist information”dakilerin ingilizce konuşamamasına şaşırarak otelimize doğru yola çıktık. Şehirde geçirdiğimiz 4 gün boyunca gördük ki oteldeki resepsiyonistler dahil hiç kimse ingilizce konuşamıyor. Hemen hemen tüm sorularımıza coşkulu bir “hayır bilmiyorum, git buradan, bana soru sorma, başka soru duymak istemiyorum” cevabı (tabiki vücut diliyle veriliyor bu cevap) verildi. Bu iletişimsizlik işlerimizi zorlaştırsa da zamanla farklı yöntemlerle anlaşmayı biz de öğrendik.

Read More →

Yola Çıkış

Acaba cennet nerede? Güneşli Latin ülkelerinde mi, Himalaya Dağlarının eteklerinde mi? Mercan adalarının kumsallarında mı, yoksa Güney Amerika’nın anıtsal dağlarında ya da Güney kutbunun buzulları üzerinde mi? Çöllerin sonsuz kum tepelerinde mi gizli? İnsanoğlu belki de düşlerini kurduğu cenneti hiçbir zaman bulamayacak yada içinde yaşadığımız yeryüzü hali hazırda cennetin bir parçası…

Yol İnsanı Arıtır…

image

Yeni güne başlama stresi olmadan uyandığım bir zaman ve yer arıyorum. Planların olmadığı, olmadığım bir karakterin içine sıkışmadan sokağa çıkabileceğim bir yer. Ve galiba sadece bu, sevdiklerimden uzakta yapabileceğim tek şey.. Senden beklentilerin olmadığı “0” noktasını arıyorum. Başka renklerin, başka bir havanın, başka suların, başka toprakların üzerinde kendini yeni değerler yeni duygular ile sadece hissederek tekrar tanımlayabilir misin? Yaratabilir misin? Yoksa döndüğünde hala giden kişi kalma ihtimalin var mı? Sanmıyorum..

Yol insanı arıtır…

Sahip olduklarını ve kaybetmekten korktuklarını küçültmelisin.. bir sırt çantası olmalı tüm mal varlığın; ve elindeki harita memleketin.. Dünyalıyım ben.. Bir turist ya da misafir olarak gezemem…

Banu/ 21/06/14