Şangay Günlüğü

Pudong havaalanı..

Gerçekten geldik mi? Başladık mı şimdi!
Hadi bakalım diyerek yüzümüzde gülümsemeyle indik Şangay havaalanına 🙂

Bir liman kenti olan Şangay Çin’in en büyük şehri. Şehir ve metro haritalarını almak için girdiğimiz “Turist information”dakilerin ingilizce konuşamamasına şaşırarak otelimize doğru yola çıktık. Şehirde geçirdiğimiz 4 gün boyunca gördük ki oteldeki resepsiyonistler dahil hiç kimse ingilizce konuşamıyor. Hemen hemen tüm sorularımıza coşkulu bir “hayır bilmiyorum, git buradan, bana soru sorma, başka soru duymak istemiyorum” cevabı (tabiki vücut diliyle veriliyor bu cevap) verildi. Bu iletişimsizlik işlerimizi zorlaştırsa da zamanla farklı yöntemlerle anlaşmayı biz de öğrendik.

Kendimize hemen bir telefon hattı almalıydık çünkü şehir içindeki ücretsiz wifi’dan faydalanmak için bir Çin hattına ihtiyacımız vardı. Havaalanında fiyat bize pahalı geldiği için ( Burası Çin değil miydi her şey çok ucuz olmayacak mıydı ?! ) şehirden almaya karar verdik sonra bu karardan pişman olsak da yapacak bir şey yoktu kimsenin bu kadar ingilizce konuşamayacağını o an tahmin edememiştik. İşi sim kart satmak olan birinden sim kart almak ne kadar zor olabilirdi ki !! 🙂

Şangay’da gezimize Şangay müzesinin ve büyük tiyatrosunun yer aldığı meşhur “People Square”den başladık. Meydanın devamında yer alan, trafiğe kapalı yürüyüş ve alışveriş caddesi olan Nanjing çok ışıltılı, turistik yapısıyla çok ilgimizi çekmedi. Çin gezimizde “Zara” görmek istemiyorduk 🙂

Şangay’da hemen hemen her ara sokakta küçük tezgahlar üzerinde yemekler satılıyor yine sokaklardaki küçük masalarda veya elde yeniliyordu. Daha çok tahta şişlere takılmış olarak pişirilen bu etlerin yoğun kokusuna bir süre sonra alıştık. İlk gün ilgimizi çeken diğer bir şey de küçük çocukların pantolarının ağ kısmının baştan sona kesik olmasıydı. Bu sayede her yeri rahatlıkla tuvalet olarak kullanabiliyorlardı. Oturduğumuz yürüdüğümüz her yer küçük çocuklar için bir tuvaletti, bütün gün altları açık gezen çocukların hijyeni ile ilgili biz ikna olamadık, ancak aileler çok rahat görünüyordu.

Shanghai

Şehri ikiye bölen Huangpu nehrinin kıyısı olan “Bund” bölgesinde gezerek ve nehrin karşı kıyısında Şangay’ın klasik fotoğraflarında yer alan gökdelenleri izleyerek ilk günümüzü tamamladık.

İkinci günümüzde Çin tapınakları mimarisindeki turistik Yuyuan bölgesindeydik. İnanılmaz bir kalabalıkla birlikte gezdiğimiz Yuyuan’da ilk dersimizi aldık. “Turistik yerleri hafta sonu gezme!” . Şangay’ın dar, bakımsız, fakir arka sokaklarıyla da bilim ve teknoloji müzesinin yer aldığı şık, temiz, bakımlı Century Avenue bölgesiyle de yine aynı gün tanıştık. Şangay’da iki farklı yaşam sürüyordu ve ikisi arasında çok büyük bir uçurum vardı. Century Avenue gölgesinde geniş bir parkta yaklaşık 200 kişinin önlerinde yönlendirici insanlar eşliğinde, toplu olarak akşam sporu yapmaları bize çok ilginç geldi ancak Şangay’da vakit geçirdikçe gördük ki müzik eşliğinde toplu akşam sporu burada çok yaygın. Her köşede, her parkta insanlar dans edip esneme hareketleri yapıyor, keyifli bir alışkanlık.. Biz de bir çok noktada onlara eşlik ederek bütün gün çanta taşımaktan yorulmuş kaslarımızı gevşettik 🙂

Üçüncü günümüzde büyük şehirden uzaklaşıp 1 saat uzaklıktaki, sular üzerinde kurulmuş yaklaşık 1500 yıllık antik bir şehir olan Fenging’e gittik. Kimsenin ingilizce bilmediği bir şehirde birden fazla taşıt değiştirmek herkese ayrı ayrı dert anlatmak pek kolay olmadı. “Point it” kitapçığımızı ve online translator’ları kullanarak turist information dan bilgi aldık sonunda.

Şehirde dolaşırken insanlar yümüzüze bakıp gülümsüyorlardı ancak Fenging’te ilk defa yanımıza gelip bizimle fotoğraf çektirmek istediler.

Çok güzel olduğumuzu söyleyip gülümseyen teyze ve amcalarla bir çok hatıra fotoğrafı çektirdik. Başlangıçta bunu yadırgasak da gezimizin ilerleyen günlerinde bir çok kez bizimle fotoğraf çektirmek isteyenlerle tanıştık ve keyifle kamerlarına poz verdik.”Değişik” ve “çok güzel” bulunmak, “değişik ve çok güzel” bir duyguymuş 🙂

Aynı akşam meşhur “Oriental Pearl” kulesinin yer aldığı şehrin finansal merkezi olan Lujiazui bölgesine geçtik.Şangay denince aklımıza gelen büyük gökdelenler, modern mimariler şehrin genelinde kendini hissettirse de en görkemli haliyle Lujiazui bölgesinde karşımıza çıkıyor. Daha önce nehrin diğer kıyısından fotoğraflarını çektiğimiz gökdelenler yakından çok daha ihtişamlıydı.

Son günümüzü yağmur altında,hediyelik eşyaların ve iyi dekore edilmiş dükkanların yer aldığı Tian Zi Fang bölgesini ve eski tip Şangay evlerinin yer aldığı Xintiandi bölgesini son olarak da farklı mimarisiyle ilgi çekici olan Çin sanat galerisinin yer aldığı bölgeyi gezerek geçirdik.

Aklımızdaki hemen hemen her yeri gezmenin keyfiyle Şangay’dan ayrıldık. Şimdi hedef başkent Pekin..

Post Navigation