Tibet Günlüğü

Kutsal şehir Lhasa’da başladı Tibet yolcuğumuz.

Dinin şehirler üzerindeki etkisi herkes tarafından kabul gören bir gerçekken Lhasa’da bundan biraz daha fazlası var.
Büyük, açık hava bir ibadethane gibi Lhasa’nın sokakları. Günün belirli bir saatinde değil her saatinde dua ediyoruz diyor bir Tibet’li.  İnsanlar değil, şehir ibadet eder gibi.. Tütsü kokuları, çan sesleri, çok renkli insanları ve farklı mimarisi ile büyüleyici bir şehir Lhasa. Bir film karesinin içinde dolaşıyor gibiyiz, neyin fotoğrafını çekeceğimizi bilemez halde. İlk şaşkınlığımızı atıp yürümeye başlıyoruz.

DSCN3169 (2)  DSCN3630

Renkli kıyafetleri, tespihleri, “Mani” adını verdikleri ellerinde çevirdikleri dua topuzları, uzun örgülü saçları ile Tibet’lilerin aralarında dolaşıyoruz.

DSCN3227   DSCN3661

Jokhang manastırının önünde kalabalık bir grup yere yatıp kalkarak namaza benzer bir ritüel içinde dua ediyorlar. Büyük bir kalabalık da dualar ederek saat yönünde tavaf ediyor manastırı. Bugüne kadar gittiğimiz her yerde insanlar bizim yüzümüze şaşkınlıkla bakarken bu defa şaşıran taraf biziz. Her Tibet’linin yüzüne bakmaya çalışırken yakalıyoruz kendimizi.

DSCN3422 DSCN3171

Neden bu kadar etkilendik ki? Renkler miydi bize çekici gelen, turuncular içindeki keşişler mi, yoksa giyinişleri, saçları, keskin yüz hatları ile Tibet insanı mı değişik gelmişti bize. Tibet’te büyük çoğunluk budist. Çin’de gördüklerimizden biraz daha farklı Tibet budizmi ve dini mimarisi. Şehrin alışveriş caddesi olan Barkhor sokaklarında gezerek evleri inceliyoruz.

DSCN3168  DSCN3175

Rengarenk boyaları, küçük pencereleri ve birbirlerine benzer yapılarıyla kocaman bir lego şehir gibi. Şehrin deniz seviyesinden 3490m yüksekte kurulu olduğunu herhangi bir merdiven çıkarken fark ediyoruz. Oksijen az olduğu için nefesimiz hemen kesiliyor, çabuk yoruluyoruz.

DSCN3266 DSCN3302

Ertesi gün şehrin en görkemli yapılarından olan Potala sarayının merdivenlerini çıkarken düşündüğümüzden fazla zorlanıyoruz.

DSCN3293 DSCN3295

“Nefes Kesici” bir güzellik olduğu konusunda hem fikiriz. Her anlamda 🙂 3700m yükseklikte bir tepe üzerinde kurulmuş olan Potala sarayı Dalai Lama’lara ev sahipliği yapmış. Kışlık saray olarak kullanılan saray uzun süre Tibet yönetiminin merkezi olarak kullanılmış. Beyaz ve kiremit renginin yoğun olarak kullanıldığı sarayın mimarisi göz alıcı.

DSCN3213  DSCN3357

Jokhang manastırının içine girdiğimizde ibadet etmek için gelenlerden ayrı bir sıraya giriyoruz. Ellerinde yağ şişeleri ile yanan mumlara yağ dökerek yanmaya devam etmelerini sağlayan kalabalık bir grubun arasından geçerek tapınağa ulaşıyoruz. Şehre sinmiş tütsü kokusunun en yoğun olduğu yer burası sanırım. Çan sesi ortama mistik bir hava katmış. Her girdiğimiz yerden daha da etkilenerek çıkıyoruz.

Ertesi gün yarım saatte yakın bir araba yolculuğu sonrasında vardığımız Drak Yerpa tapınağına ulaşmak için biraz tırmanmamız gerekiyor. Tapınağın renklerine doğanın renkleri de eklenince seyrine doyulmaz bir hal alıyor.

DSCN3387  DSCN3358

Yolda karşılaştığımız büyük bayraklı totemler karşısında şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz. Drak Yerpa’da yer alan mağaraların içinde hala yaşamını sürdüren keşişler var.

DSCN3348 IMG_4951

Günün devamında Lhasa’daki en önemli manastırlardan biri olan Sera Manastırı’na gidiyoruz.

DSCN3491 DSCN3451

Sera tapınağı keşişler için bir okul. Manastırı gezerken bahçede toplanmış onlarca genç rahibin ikili üçlü gruplar halinde birbirlerine soru sorup doğru cevap üzerinde tartıştıkları eğitime denk geldik.

DSCN3470  DSCN3466

Ayakta olanın elini çırparak soru sorduğu oturan 1-2 kişinin de cevap vermeye çalıştığı dini içerikli tartışmalar her öğleden sonra yapılıyormuş.  Yüksek sesle, elleri ve vucut dilleriyle yaptıkları bu coşkulu tartışmalarda ne konuştuklarını anlamayı çok isteyerek ayrıldık yanlarından.

Lhasa’da geçirdiğimiz harika 3 günün sonunda yolumuzu Gyantse’ye çeviriyoruz. Yükselerek devam eden yol bizi 4700m yükseklikteki Gangbala geçidine getirdi.  Buradan devam ederek Tibet’in en büyük gölü turkuaz renkli Yamdrok gölüne vardık.

DSCN3673 DSCN3677

Tibet aslanı denilen sevimli köpek türüyle ilk olarak burada karşılaştık. Kısa bir moladan sonra yükselmeye devam ettik.

DSCN3714 DSCN3728

Nefes almak biraz daha zorlaşıyordu sanki 5500m yüksekliğindeki Kharola buzuluna vardığımızda.

DSCN3736 DSCN3750

Gyantse’de Pelcho manastırını ve Tibet’teki en yüksek stupa olan Kumba stupa’sını gezdik. Ertesi gün 2 saatlik bir yolculuk sonrası Shigatse’ye varmıştık.

Her şey bu kadar güzel gitmemeliydi, nereden bakarsanız 4 gündür hiç bir aksilikle karşılaşmamıştık. Neyse ki “tatlı” bir süpriz Shigatse’de bizi bekliyordu 🙂 Tur programımızın içinde Everest ana kampı da yer alıyordu. Nepal’deki ana kampa zorlu bir yürüyüş sonrası ulaşmak mümkünken, Tibet sınırı içinde yer alan ana kampa araçla ulaşmak mümkündü. Biz Shigatse’de Tashilump manastırını gezerken tur rehberimiz pasaportlarımızı alıp Everest ana kampı için izin almaya gitmişti. Burada her şey izinle yürüyordu. Tur rehberimiz geri dönüp “gidemiyoruz bu gece burada konaklamalıyız “ dediğinde, herkesle birlikte şaşırırken, parmakla bizi gösterip, “çünkü onların vizesi yok!” açıklamasını yaptığında şaşkınlığımız utanca dönüşmüştü. İki girişli 3 aylık aldığımız Çin vizesinde her girişte 30 gün kalma hakkımız vardı ve 30 günlük süremiz dolmuştu. Parmak hesapları yaptık, giriş çıkış tarihlerini kontrol ettik, evet gerçekten vizemiz bitmişti. Ama bir dakika vizemiz bugün bitmemiş ki 4 gün önce bitmiş 8 Ekim’de, yani Tibet turumuz başlamadan tam 1 gün önce.
– Nasıl olur?
– Tibet’e nasıl girdik ki o zaman?
– Girişte iznimiz kontrol edildi pasaporta da bakıldı.
– Gizli girmedik ki turla girdik tur şirketine tüm sayfaları gönderdik izin alırken hiç mi bakmamışlar vizemiz var mı diye.
– Hayır tamam bizim suçumuz kontrol etmemişiz ama sadece bizim mi?
– Tibet bin bir güçlükle, özel izinle içeri alırken turistleri; biz vizesiz mi girmişiz!

Evet girişi en zor olan şehirlerden birine vizesiz girmeyi başarmışız. Olaya bir başarı hikayesi olarak bakmaya devam edebilirdik ancak tur programı bizim yüzümüzden bozulmuştu ve canımız çok sıkılmıştı. Tura dahil olduğumuz için gruptan ayrı hareket edemiyorduk. Herkes bizimle beklemek zorundaydı. Neyse ki 6 tur arkadaşımız çok anlayışlıydı ve olur böyle şeyler diyerek bizi teselli etmeye çalıştılar. Tur rehberimiz “Burada konaklamak zorundayız. Sizin karakola gidip ifade vermeniz yeni vizeye başvurmanız ve kaçak kaldığınız günler için de ceza ödemeniz gerekiyor.” dediğinde olayın bir de maddi boyutu olduğunu, cezanın gün başına alındığını öğrendik. Tek sorumlu biz değiliz almasaydınız bizi ülkeye diye kendi kendimize ülkeyi suçlamaya başladık.

 “Acentaya gönderdik tüm belgeleri nasıl bakmaz”
“Almasalardı ya bizi o zaman”
“Vizemiz yoktu madem izni neden verdiler”
“Kapıdaki memur girişte kontrol etseydi”

Beyhude bir çabayla tur acentası, Tibet yasaları ve pasaportumuzu kontrol eden memur ile sorumluluğu bölüşmeye çalışsak da olmadı. Sabah rehberimiz ile birlikte karakola gittik.

Karakol1

Karakolda ifade verirken :)

Uzun uzun ifade verdik. “Biz suçluyuz da sorumluluk sadece bizde mi memure hanım” içerikli konuşmamız ikna edici oldu sanırım, “haklısınız ama yapacak bir şey yok” cevabı almaya başladık. Banu’nun ısrarla dilekçe yazmak istemesi üzerine, “Tibet ilgili makamına” bu yaptığınız hoş değil içerikli bir dilekçe yazdık. “Sorumluluğum paylaşmanızı bekliyoruz” diye bitirdik. O kadar çok konuştuk ki kadına biz o kadar parayı veremeyiz diye, en son tamam 2 günlük cezayı verin yeter ki susun noktasına geldi 🙂 5 gün yerine 2 gün hiç fena değil! Barıştık madem bir çayınızı içeriz dedik 🙂 Çaylarımızı içtik, yeni vizemizi de verip gönderdiler.

24 saat sonunda her şey düzelmişti. Turumuza devam edebilirdik. Programın 1 gün gerisine düşmüştük. Yol üzerinde göreceğimiz bir manastırı görmeden devam edelim kararı alındı. Old Tingri’ye doğru devam ettik. Hava gittikçe soğuyordu. Yükseldikçe karla kaplanmış yollardan geçmeye başladık.

DSCN3853 DSCN3858

Küçük kasabaların arasından geçerek gece yarısına doğru vardık Old Tingri’ye. Planımızda Old Tingri’de konaklamak yoktu ama tüm plan birbirine girmişti, 7 kişi bir odada kalmak zorunda kaldık. Oda bugüne kadar kaldığımız en kötü yer olmasına rağmen bizim için sorun değildi, hava çok soğuktu kat kat giyinerek uyku tulumlarımıza girerek uyuduk. Sabah güneşli kuru soğuk bir havaya uyandık. Aksilikler başlayınca biter mi mümkün değil! İki gündür yağan kardan dolayı Everest Ana kampına ulaşım engellenmiş. Girişlere izin vermiyorlar. Bilet satışları durmuş. Tam bir hayal kırıklığı. Herkesin aklından aynı sorunun geçtiğine eminiz “dün gelebilseydik girebilir miydik?” En çok biz merak ediyoruz bunu ama cevabından korktuğun soruyu sormayacaksın diyerek susuyoruz. Anladığımız kadarıyla dün hava çok daha kötüymüş girebilsek bile ana kampa kadar ulaşamayacakmışız ama küçük bir ihtimal bile huzursuzluğumuzu arttırıyor. Saatlerce bilet satışının olacağı yerde bekliyoruz. Tüm ümitler tükeniyor. Yola çıkmalıyız diyor rehber. Yollar kapanmadan sınır kasabasına ulaşmalıyız. Yarın sabah Nepal sınırında turumuz bitiyor. Ana kampın 1 hafta süreyle kapandığı bilgisi gelince mecburen biniyoruz aracımıza. Daracık yol kardan dolayı daha da daralmış.

DSCN3860  DSCN3872

Büyük kamyonlar ile trafik tamamen kilitlenmiş. Saatlerce durup yolun açılmasını bekledik. Manzara olağanüstü. Karlı tepelerin ardından Himalayalarda gün batışını izlemek heyecan verici. Aksilikler canımızı sıksa da bulunduğumuz anın tadını çıkarıyoruz. Bazen otobüsün içinde üşüyerek manzara izlemek de güzeldir 🙂 4 saatlik yolu 10 saatte tamamlayarak sınır kasabası Zhangmu’ya gece yarısı varıyoruz. Tibet’teki maceralı yolculuğumuz bitti. Yarın Nepal sınırını yürüyerek geçeceğiz.

Sınır denilen çizginin anlamsızlığı yürüyerek geçince daha da artıyor. Bir çizginin iki yanının farklı ülkelere ait olması, o çizginin iki ucunda askerlerin bekliyor olması, adımımızı Nepal’e atar atmaz saatin bir anda 2 saat geriye gitmesi.. Kurallarını kendi koyduğumuz kocaman bir oyun parkında yaşıyoruz duygusuyla geçtik Nepal’e. Himalayalara biraz daha yakından bakmak için hazırız.

Comments

comments

Post Navigation